top of page

Yazı 002 - Medeniyetin İçindeki Medeniyet

1 Eyl
2 dakikada okunur

Bir ara, bir zamanlar sistemin bizi, kendimizi gerçekleştirmek üzerine teşvik ettiğine inandırıldık ya da sistemi ona göre kurguladığımızı varsaydık ama gerçek bundan daha başkaydı. Sistem, ne içeride ne de dışarıda kendimizi gerçekleştirmemize izin verirdi; o, yalnızca ham bir hayatta kalabilme dürtüsü üzerine kuruluydur.


Medeniyet dediğimiz yapı, başından beri bu hayatta kalma güdüsünün dış dünyadaki organizasyonuydur. Medeniyet adına daha kibarlaştık, ağzımızı kapatarak yemeyi öğrendik. Medeniyet adına, mevsimlerden bağımsız olarak yılın on iki ayı örtünüyoruz. Medeniyet adına adalet sistemleri kuruyor, mahkemeler işletiyoruz. Kısacası medeniyet, sosyal toplumda parçalanmadan durabilmemizin vahşi ve zorunlu bir kıstasına dönüştü, kendimizi otantik bir şekilde var etmemizin değil.


Medeniyet, vahşi bir nezakettir. Dışarıdaki kaotik, ilkel insan doğasını evcilleştirmek için kurulmuş makro düzeyde bir dışsal savunma mekanizmasıdır. Çiğ dürtülerimizi yasalarla, görgü kurallarıyla ve evrenselleştirilmiş mitoslarla filtreler.


Peki, insanın dışarıdaki bu sterilize edilmiş dünyada değil de, kendi iç benliğinde hayatta kalabilmesinin kıstası neydi? İçsel savunma mekanizmaları yani güvenlik protokolleri.

İç dünyamızda da dışarıdaki medeniyetin birebir simetriği olan mikro bir medeniyet çalışır. Dışarıdaki medeniyet toplumsal kaosu engellemek için kurallar koyuyorsa; zihnimizin yanındaki karanlık bölge - yani Depo - da içsel kaosu engellemek için kendi yasalarını yürürlüğe sokar. Bilincimizi, kendi çıplak hakikatimizden korumaya çalışır.


Bireyin kırılgan benlik bütünlüğünü kaybetme korkusu, belirli zaman aralıklarında duygularının yerini değiştirmesine, birini diğerine dönüştürmesine sebep olur. Psikoloji literatürü buna duygu ikamesi der. Bu, yüzleşmekte zorlandığımız, benliğimiz için tehdit oluşturan veya medeniyetin kabul edilemez bulduğu bir birincil duygunun; farkında olmadan, daha katlanılabilir veya güçlü hissettiren bir ikincil duyguyla yer değiştirmesi sürecidir.


Ancak bu ikamenin bir son kullanma tarihi vardır. Benlik, duygu ikamesini bir kaçış olarak değil, kendisini korumak için geçici bir sığınak olarak inşa eder. Fakat benlik, bu koruyucu sığınağın altında güvende kalmaya çalışırken bile, vakti geldiğinde kendi yalın hakikatiyle yeniden temas edebilmek için gizli çıkış yolları arar.


İşte tam bu noktada benliğin kafası karışır. Toplumdan, kültürden, medyadan ve Depo’nun evrensellik dayatmasından gelen bombardımanla sersemler. Benliğin kafasını bulandıran şey, medeniyetin ta kendisidir. Çünkü makro medeniyet de kendi güvenliği için, bireye kişisel tarihini unutturmak ister. Sizin özgün yaşantınızdan doğan ham bir tanımı (örneğin Mutluluk = Kavga) kabul etmez; bunun yerine size steril, paketlenmiş, tek anlamlar sunar. Ve benlik, asıl duygu ile onun yerine koyduğu koruyucu ikame arasında mekik dokurken tek bir nihai gaye güder: Medeniyetin vahşi nezaketi içinde benliğini parçalamadan hayatta kalabilmek.


Aslına bakarsanız medeniyet ve savunma mekanizmaları, birbirini besleyen iki simetrik koruma sistemidir: Her iki sistem de aynı temel kurala itaat eder: Hayatta kalmak için öz ya da kişiselleştirilmiş gerçeği filtrele, dönüştür ve korumaya al.


Medeniyet dışarıda güvenli bir sokak yaratmak adına insanın özgürlüğünü sınırlandırırken; içsel güvenlik protokolleri içeride kırılmayan bir benlik tutabilmek adına insanın otantik duygularını korumaya alır. İkisi de koruma vaadinde bulunur ama ikisi de bedel olarak özgünlüğü talep eder. Medeniyet bizi toplumsal olarak uygarlaştırırken içsel bir huzursuzluğa mahküm eder; savunma mekanizmaları ise bizi zihinsel olarak korurken kendi yalın hakikatimize yabancılaştırır.


Sonuçta insan, bu iki medeniyetin sınır boylarında sıkışmış bir mültecidir: Dışarıda toplumun yazılı kurallarına, içeride ise medeniyetin elçisi Depo’nun muhafazakâr koruma protokollerine sığınarak var olmaya çalışan bir canlı.

Son Yazılar

Hepsini Gör
Yazı 001 - Muayene

Rahmim konuşabilseydi neler anlatırdı acaba. Son zamanlarda günlerimi orada geçiriyorum ya, neden içine biraz da doktorlar yerine ben bakmayayım dedim. Yani buradaki olay zihnimi bir ultrason gibi kul

 
 
 

Yorumlar


Bana bir mesaj yaz ve ne düşündüğünü söyle <3

© 2035 by Train of Thoughts. Powered and secured by Wix

bottom of page