Günce 013 - Anlamaktan Önce Yaşamak
Güncelleme tarihi: 1 Eyl
Okuma öncesi not:
Bu sefer ne analizden ne de teorize etmekten kaynaklı bloklanmıştım. Bu sefer kendini tekrar eden şey olmadı. Bu sefer farklıydı.
Dünki güncede tatmin ve yeni fikir arasındaki saniyelik gelen mutluluktan kendimi koruma halini ne kadar farketmiş olsam da, bu farkındalık yeni fikir üzerinde çalışmaya başlamamı engellemedi.
Kaçmak değil, kaçınmak adlı güncenin yayınlamasından şu ana kadar geçen zamanda karanlığın kenarından dahi geçmedim.
Dopamin peşinde koşma hali yine beni esir aldı. Ben de yeni fikir sürecini izlemeye başladım.
Önce fikirle beraber onu araştırma süreci içerisine girdim.
Bu sefer arkada şu ses çalışıyordu.
Araştırmayı yapıyorum ama şu lanet olası dopamin bana ne söylemeye çalışıyor?
Tahmin edileceği üzere bu cevapsız bir soru olarak kaldı.
Araştırmayı bitirdikten sonra yeni fikir için planlama yaptım ve yapılabilirliği olan şeylere baktım.
Burada şunu atlamamakta fayda var.
Önceleri yapılacaklar gibi sert bir listem olurken, bu sefer daha şefkatli bir yaklaşım göstererek, yapabileceklerin listesini çıkarıp, içinden en niteliklisini seçmeye meyilliydim.
Bu fikre kadar uzanan, şu an eski ama bir zamanlar yeni olan fikirler için nitelikli seçim mi sorsunu hiç düşünmemiştim.
Arada ne olmuştu bilmiyorum ama "Herşeyi yapabilirim ya da yapmak istiyorum" arzusu, yerini "Yapabileceklerim var ama ben arasından nitelikli olanı seçmeyi tercih ediyorum"a bırakmıştı.
Bu dönüşüme ne sebep olmuştu merak etmiyor değilim.
Seçim ve karar verebilme kapasitem ses çıkarıyordu bu kez.
Ama sorumluluk henüz kendini göstermemişti. Yani kendime yeni fikrin sorumluluğunu alabilir miyim sorusunu sormamıştım.
Çünkü hayatımda böyle bir şeyi tanımıyordum.
Neyse süreci bölmeden devam edeyim.
Nitelikli olanı seçtikten sonra "Bunu nasıl yaparım"a yönelip ilk adıma bakmaya başladım.
İşte burada bana somatik açıdan bir şeyler olmaya başladı.
Sanki ortada bir ip vardı. Bir ucunda ben, bir ucunda biri veya birşey/ler... ikimiz de aynı anda ipi çekip birbirimizi devirmeye çalışıyorduk.
Sonunda direnmekten vazgelip isteyerek ipi bıraktım. Devrilmek istemedim.
Çünkü artık gözlerim okuduğum harfleri yanyana koyamıyordu. Koyduğum zamanlar olunca da kelimeleri yan yana koyup cümlelere ulaşamıyordu.
Bu yeni bir bloklanma sinyaliydi.
Ne yapıyorsam öylece bıraktım.
Dopaminin çalışma şekli değişmişti.
Yani henüz tükenmemişti. Sönümlenmemisti. Yani yeni fikrin sayfası kapanmamış, gelecek olan yeniye zemin hazırlanmamıştı.
Bunun yerine dopamini tüketmeden önce bloklanmıştım.
Ayrıca yeni fikre altyapı sağlayan tatminden sonra gelen yeni fikri yapılandırma sürecinde açığa çıkan coşku da eskisi kadar şiddetli olmamıştı.
Şimdi bu yazdıklarımı biraz değerlendirmeye yönelirsem ve diğer güncelerden aklımda kalanlarla harmanlarsam neler çıkar onu görelim:
Artık ilk zamanlardaki görülme isteği ve korkum arasındaki savaş o kadar kuvvetli değil.
Bu çekişmeyi güçsüzleştiren şeyler şunlar olabilir:
Hata yapabilirim.
Kırılganlığı yaşayabilmek beni rahatlatıyor.
Niyetim bulmak ya da anlamaktan önce yaşamak.
Kaçındım demek yerine korudum demek üzerimdeki acizlik ve yetersizlik hissini azaltıyor.
Eleştri perdelemesi hayatımda dikkat edilmesi gereken önemli yerlerden biri.
Kendime sefkatli , davrandığım için mutluyum.
Bu mutluluk kendimi koruduğum mutluluktan daha bir farklı.
Üf!
Çok güzel.
Yorumlar