Günce 023 - Makineye İtiraz
Okuma öncesi not:
Yok.
Bugün aklımda bir şey yok.
Sadece içimdeki boğulma hissi devam ediyor.
Bugün kalemi, yazmış olmak ve sorumluluğumu yerine getirmek niyetiyle elime alıyorum.
Bakalım gün neler gösterecek.
Dün herşeyi normalleşirme çabam oldukça yorucuydu.
Düne kadar otantik duygu ve davranıştan kaçmak için kuramsallaştırma, aşırı çalışkanlık gibi şeyler kullanıştım.
Dünse sadece yapılacakları yapmak gibi farklı ve döngünün dışında olan bir uyuşturma yöntemi denemiştim.
Fakat kurulmuş bir saat gibi hareket etmek, düşünceyi durdurmak ortaya fiziksel açıdan şiddetli bir reaksiyon çıkarmıştı.
Düşünürken kendimi daha az acı çeker bir halde bulduğum kesindi.
Sıradanlaştırma ve düşünmeme hali tam bir ızdıraptı.
Sanki zihnim bedenimle beni cezalandırıyordu.
Fakat bu cezalandırmanın güzel bir taraftı da yok değildi.
Bu zamana kadar, düşünmek, yazmak, tanımlamak gibi tanımlama tuzağının sahip olduğu araçların reddedilişi gibiydi dün.
Evet, yorucuydu.
Evet, aşırı bir normalize etme şekliydi ama yine de bana gösterdiği bir şey oldu.
Modelden çıkardığım sonuçtan hızlıca normalize ederek kaçmak istemiştim.
Peki modelden çıkarılan sonuç neydi?
Modelde bir akış veya döngü adı her neyse onu yakalamıştım.
İlk başta bunu - yani sırasıyla ilk tehdit -> dönüştürücü kaçınma -> ikame çalışkanlık -> sistemsel donma -> tanımlama tuzağı döngüsünü sonuç sanmıştım.
Halbuki bu, sonuça götüren yöntemdi.
Sonuç ise aşırı veya yüksek bilişsel işlevli bireylerin, iç görüyü bir iyileşme aracı olmaktan çıkarıp, onu kendileri için bir silaha dönüştürmeleriydi.
Zihin analiz ederek duyguyu yaşamaktan kaçarken, analizi meşrulaştırarak eylemsizliğe farklı bir boyut kazandırıyordu.
Yani birey onca sabotajın ardından kendisine sofistike ve en sinsi sabotajı yapmış oluyordu.
Ayrıca model yetersizliği; başarısızlık, irade meselesi ya da motivasyon eksikliğinden çıkararak, bir hayatta kalma stratejisine dönüştüren bir örtü haline getiriyordu.
Bu örtünün yanında gelen içgörü de iyileştirici olmak yerine, kaçınmayı sonsuzlaştıran bir güvenlik protokolüne dönüşüyordu.
Tabi ben de bunu kabul etmek istemiyordum. İçim bu tanımı yaptıktan sonra bir rahatlık hissetse de bilincim sabotajları destekliyordu.
Durumun ve modelin son halini gördükten sonraki ikircikli halim bana dünki gibi bir gün yaşatmıştı.
İçgörünün dönüştüğü şeyden korma hali, reddedişleri ve hızlı kaçışları arkasında getirmişti.
Bu korkuyla beraber dün, aslında zamanla makineleşmiş bir bedeni işaret ediyordu.
Eğer içgörü bir güvenlik protokolüne dönüştüyse makineye hemen ondan kurtul emri giriliyor ve ortaya dünki günce çıkıyordu.
Ne üzücüydü.
Halbuki ihtiyacım olan şeyler kurallar veya sert hamleler yerine daha bir şefkat içeren tutumlardı.
İtiraf etmeliyim ki ne dünden ne de dünki kendimden hoşlandım.
Yine kısa süreli bir kaçış ve kendimi sertçe bir eleştiriden sonra biraz şefkatli davranmayı seçtiğimde dünki günce bana şunu söylüyordu:
Eylemsizliği teorileştirmek bir sabotaj olabilir evet, ama düşünmenin ve yazmanın kendisi benim doğamdan gelen birşey, dünki günceyi yazarken ne kadar kendimden kaçmış olsam da, düne rağmen yazmak, yazmaya devam etmek, yazmayı bir kaçış olmaktan çıkarıp eylemin kendisine dönüştürmek oluyordu. Yazmak benim ilgi alanımdı.
Bu şefkat insana iyi hissettiriyor.
Yorumlar