top of page

Günce 005 - Bilmiyorum

22 Ağu
2 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 1 Eyl

Okuma öncesi not:

Yok



Bilmiyorum


Bugün dünki öfke konusundan devam ederek başlamak istiyorum biraz.

Şu an duygusu geçse de fikri devam eden, bana hissettirilmiş o kusurlu ve değersiz olma halini, olduğu haliyle, öfke sonrasında yaptığım prova cümleleriyle, olay akışıyla güncemde paylaşamamanın sancısını var aklımda.

Paylaşamadım çünkü korkum öfkemden daha ağır bastı ve bu korku paylaşamama nedenlerimi zihnimde çarpıtmama sebep oldu.

Nasıl mı çarpıttım?

Öfkemi ham ve olduğu haliyle paylaşamamanın sorumluluğunu mahremiyete ve iletişime yükledim. 

Çünkü sildiğim yazıda ben kendimi kendimden taşırıyordum, yani ben oluyordum. Yani o andaki duygumu ve düşüncemi olduğu gibi aktarıyor, olaylarla beraber akıyordum. Ama bunu sakladım. Neyse

Peki ya madem öyleydim neden yazyı genelleştirdim, genelleştirerek ne yaptım?

Aslında öfkemden değil, korkumla yüzleşmekten kaçtım.

Ve ben o öfke anında yaşadığım donma ve dilsizleşme ile beraber gelen içimdeki sessiz patlamanın benzerini bu kaçış ardından tekrar yaşadım.


Tekrarlayan bu sessiz patlamanın sebebi ne olabilirdi diye düşündüm.

Hemencecik bir cevap verip eleştirilmek demeyeceğim, bunu geçiyorum.

Daha kapsamlı düşünmeye ihtiyacım var.


En başından başlarsam önce bunu olgunluk olarak tanımladım.

Hem öfkenin esiri olmamış - çatışmamış -  hem de tırnak içerisinde kişilerin mahremiyetini dikkate almıştım.

Ahlaki açıdan da ayrıca kendimi rahat hissediyordum.

Ama bir sorun vardı: mutlu değildim.


Peki ya mutluluk neydi ve nasıl gelecekti?

Mutluluk iyinin bir üst versiyonuydu, insanın kendisi için istediği bir şeydi. 

Sebebi sadece özneye uzanırdı.

Öyle garip bir şeydi ki neden mutlu olmak istiyorsun sorusunun tek bir cevabı vardı:

"Sadece kendim için mutlu olmak istiyorum."


Peki mutluluk buysa nasıl gelecekti?

Mutluluk; bilerek, isteyerek yaptığım tercihli arzularımın ödülüydü.


Peki bunun dışında başka türlü nasıl gelebilirdi? Ya da neden gelmedi?

Olgun tutumumdan mı kaynaklanıyor?

Hayır.

Bu soruya evet demek tamamiyle bir yanılsama olur.


Sorunun asıl cevabı aşırı ölçülü davranmamdan kaynaklanıyordu.

Çünkü içim ölçülü ve sakin görünme çelişkişi içerisindeydi.

Taşmaktan, hata yapmaktan, incinmekten o kadar korkuyordum ki adeta bir duvara dönüşüp donakaldım, dilsizleştim. 

Yani sessizce patladım.

Ayrıca apaçık bir şekilde saklandım.

Yani tamamen yaşayan bir organizma olmaktan çıktım.


Aşırı ölçülü davranmaktaki amacım veya itkim neydi?

Risk almamak mı yoksa temas etmemek mi?

Derdim nasıl görüneceğim olabilir miydi?

Derdim nasıl görüneceğime indirgenecek kadar hafifletilebilir miydi?


Ah işte bunları bilmiyorum.

Bilmiyorum.


Kaosa girmeye değil girme ihtimaline bile cesaret edemedim.

Duygumun doğmasına izin vermeden onu doğarken boğdum.


Şu an onu boğduğum için arkasından ağlıyorum.

Çünkü öfke dışlanacak bir duygu değil aksine çoğu erdemli davranışın kaynağı.


Bu sözle kendimi aşırı ince bir sınırdan geçerken buluyorum.

Aşırı ölçülü davranmak bir erdem sanılmamalı.

Bu hayatın kenarında durmaktır.

Son Yazılar

Hepsini Gör
Günce 024 - Bir Hüngürme Geldi

Okuma öncesi not: Yok. Kaynar su ile sol elimin parmaklarını yaktım. Hissettiğim acıyla hemen lavaboya koşup elimi suyun altında tuttum bir süre. Sonra acıdan uyuyamadım. Gece saat çok gecti. Modeli i

 
 
 
Günce 023 - Makineye İtiraz

Okuma öncesi not: Yok. Bugün aklımda bir şey yok. Sadece içimdeki boğulma hissi devam ediyor. Bugün kalemi, yazmış olmak ve sorumluluğumu yerine getirmek niyetiyle elime alıyorum. Bakalım gün neler gö

 
 
 
Günce 022 - Düşünmeden Nasıl Yaşanır Bilmiyorum

Okuma öncesi not: Yok. Kendimi oyaladığım bir gün geçiriyorum. Gerçekten hayat böyle mi akıyor? Bugün düşünmek adına birşey yapmadım. "Düşünmeye vaktim olmadı" denilen günler böyle oluyor herhalde. Ö

 
 
 

Yorumlar


Bana bir mesaj yaz ve ne düşündüğünü söyle <3

© 2035 by Train of Thoughts. Powered and secured by Wix

bottom of page