Günce 014 - Daha Ne Diyeyim?
Güncelleme tarihi: 1 Eyl
Okuma öncesi not:
Yok.
Çocukken evdeki kavgaları durdurmaya gücüm yetmiyordu.
Tek yapabildiğim şey, hareketsiz bir şekilde olduğum yerde durarak bir hayalete dönüşmekti.
Durduğum yerde kendi içime çekilir, sessizleşirdim.
Çoğu geceler kavga seslerine uyanır, yatağımdan çıkıp gizli gizli kavgaları izlerdim.
Buna bu kadar maruz kalmak, beni kavgaya duyarsızlaştırmak yerine, kavga indikatörüne dönüştürmüştü.
Hatta insanları kategorize ediyor olsaydım, ebeveynlerimden öğrendiklerimden yola çıkarak, insanları kavga etme şekillerine kategorize etmeyi tercih ederdim. Kavga etme konusunda çekinik veya pasif olsam da göstergeleri iyi okurdum.
İkinci kategorize etme şeklim de kardeşimden kaynaklanırdı.
Kıskananlar ve kıskanmayanlar.
Herneyse.
Konumuz mutluluk ve kavga ikilisi.
Dedim ama kalemim durdu.
Mutluluk diyince kavgaya dair yazma hali de durdu.
Halbuki bu ikiliyi konuşmak istiyordum.
O zaman yine neyse.
Nasıl akarsan öyle gitsin.
Acaba ben sürekli kavgaya maruz kalmaktan dolayı kriz bağımlılığı yaşıyor olabilir miyim, sürekli yeni projeye başlayarak, yeni projeleri bırakarak sorumluluklarımı almama krizi olabilir mi bu?
Konu mutluluktan çıkıp yeni fikir döngüsü, dopamin ve kriz üçlüsünün tam ortasına oturdu.
Bizim evde kriz, tartışma, öfke tesadüfi bir olay değildi, atmosferin kendisiydi.
Yani kriz hali benim normalimdi
Öngörülemezlik benim normalimdi.
Zor yazıyorum.
Aklıma hiçbir şey gelmiyor.
Onu ona bağlayıp, sonra bağlamdan çıktı da çıkarmak istemiyorum.
Ne diyeyim yani.
Kriz anında sorumluluk almaktan korkuyorum.
Yeni fikir, yarım bırakma, ardından yeni yeni fikir diyerek uzun vadede öngörülemez bir kriz ihtimali yaratıyorum.
Ne diyeyim yani.
Bitirmedim, kaçtım, eleştirdim diyip diyip yapay kriz üretiyorum.
Daha daha ne diyeyim.
Buqün yazacaklarım bu kadar olsun.
Yorumlar