Günce 010 - Hayalet Olmak Değil, Görülmeme Özgürlüğü
Güncelleme tarihi: 1 Eyl
Okuma öncesi not:
Bu günceyi yazdıktan hemen sonra ses kaydını çekemedim. Küçüçük bir erteleme eğilimi gösterdim. Fakat sonunda kayıt başına oturarak hayalet olmayı değil, görülmeme özgürlüğü hakkımı seçiyorum.
Bir önceki güncede kendimi duygunun içinde kalmak için zorlamak yerine duygunun sevk ettiği yeri görmeye değinmiştim.
Nefrete değil de onun yerine akışa odaklandığımda onaylanma isteğim ortaya çıkmıştı.
Bugün onaylanma isteğinin beni sürüklediği hayalet olma ihtimali ve görülmeme özgürlüğü üzerine yazmak istiyorum.
Önce görülmek nedir ve kendim özelinde bu kelime nasıl bir anlama dönüşür onu bakalım.
Görülmek diyince burada tabiki fiziki bir görünmeden bahsetmiyoruz.
Daha çok varoluşun teyidine odaklanıyoruz.
Yani diyebiliriz ki insan tek başına kendi varlığını doğrulamakta zorlanan bir canlı.
Görülme arzusu hayatta kalmak için ihtiyacımız olan şeylerin "en"lerinden bir tanesi.
Kişiden kişiye değişse, de bu arzunun sebeplerini ; gerçeklik ihtiyacı, yükü paylaşma, duygusal düzenleme, izolasyondan kaçış, bağ kurma, sınır çizme, varoluşa iz bırakma gibi yerlerde sık sık görürüz. Bu yerler de bize bağ kurma, onaylanma gibi olumlu çıktılar verir.
Diğer yandan da bazılarımız, görülmeyi açıkta kalmak olarak hissedilebilir. Yani bu bir savunmasız ve çıplak kalma halidir.
Savunmasız çıplaklık aslında radikal bir şeffaflıktır.
Koruyucu zırhların, sosyal maskelerin, imaj kaygılarının ve stratejik filtrelerin tamamen bir kenara bırakılmasıdır.
Buna kontrolü teslim etmek te diyebiliriz. "Ben buradayım, ham halim bu; onaylayabilirsin, reddedebilirsin veya incitebilirsin" der ve bu riski göze alırız.
Bu durum, sahtelikten arınmış ilişkiler sağlamaya, tutarlı görünme yükünden kurtulmaya, hakikatin saklanmamasından kaynaklı sorunların hızlı şekilde çözülmesine ve dönüşüme katkı sağlarken bir yandan da eleştriye, manipulasyona, hatta istismara bizi maruz bırakarak konfor alanımızın yıkılmasına sebep olabilir.
Ve bazı insanlar bu risklere rağmen radikal şeffafflığı tercih ederler.
Burada biraz anlamak adına konuyu kendi üzerimden devam ettirmek istiyorum.
Ben gerçekten görünerek bir risk almış mıydım?
Neden bu riskin kapısını çalmıştım?
Çünkü:
- Kusurlu hissettiğim için sürekli kusursuz ve sorunsuz görünmeye çalışmaktan yorulmuştum.
- Yargılanma korkusunun yarattığı kaygının üstesinden, bir bıkkınlık hali ile "Tamam artık, ne olursa olsun" diyerek bir hamlede çıkmıştım.
- Ayrıca zaten yalnızdım, korunarak yalnız kalmaktansa risk alarak otantik bir bağ kurma ihtimali beni içine çekmişti.
- Ve riskin eşiğine bastıktan sonra bas bas sitem etmiştim.
Çıktım ise "Sonunda hayalet olmak var!" Cümlesi olmuştu.
Bu cümle ile görülme cesaretiyle oluşan duygu, yerini onaylanma isteğine bırakmıştı.
Sitemim de gururumdan kaynaklanmıştı.
Sitemim dile gelmemiş öfkemdi.
Sitemim üstünü kapattığım talebimdi.
Talebin onaylanma isteğin mi diye soranlarınız olabilir.
Evet, maskemin ilk katmanıydı bu.
Ama bu katmanın da altında, artık olduğum gibi, zırhsız ve kusurlarımla görülme isteği yatıyordu.
Onun da altında artık güçlü durmak zorunda kalmadan kırılganlığı doya doya yaşamak istiyorum diyordum.
Sitemimle beraber - dürüstçe - var olduğumu hissetmek, onaylanmak, temas etmek istiyordum.
Aslına bakarsan bu riski almayı daha önce pek denememiştim.
O yüzden sonrasında ihtiyacımla korkum arasında sıkışıp kaldım.
Görülmekten bu kadar korkarken, görülmeye bu kadar acıktıktığımı bir türlü anlamlandıramadım.
Anlamadığım noktada siteme transfer oldum ve onu da olgunlaşması için bir kenara ve zamana bıraktım.
Çünkü nefrete de aynısını yapmıştım. Ardından nefret bana altında yatan onaylanma isteğini sunmuştu.
Ama burada, sitemi bırakma hali, ondan da birşey - bir çıktı - beklediğim anlamına gelmemeli.
Zaten onaylanma arzum dışarıya çıktıktan sonra beklenti, dönüştüğü "beni görmeyene küskün olmak" halinden çıkmıştı.
Bu etkiyle ben de bu sefer sitemkar bir hayalet olmak yerine sakin bir şekilde hayalet olma ihtimaline kendimi açık bırakmıştım.
Yani, ne riskle aldığım o temas kurma ihtimalini istiyordum ne de kusurlu bulunmak, eleştrilmek ya da beklentiyi karşılayamamak.
Özetle buradan, yine, hayatımın vazgeçilmezi olan görünmezliğin dinginliğine sığınarak çıktım.
Görülmeme özgürlüğünü seçtim.
Çünkü burası benim şu an sahip olduğun en iyi dinlenme alanıydı.
Peki ya son olarak görülmeme özgürlüğünün sitemkar hayaletten farkına değinirsek neler söyleyebilirdik?
Görünmeme özgürlüğü aktif bir seçimken diğeri pasif bir durum ve savunmaydı.
Birinde zihin "Beni görmenize gerek yok, ben burdayım ve bu bana yetiyor" derken, diğerinde varlığını tehditlerden korumak için kendisini adeta dondururdu.
Biri tam bir dinginlikk hali iken, diğeri adı üstünde sitem ve öfke barındırırdı.
Bu ikisinin hissiyatları da farklıydı. Biri ben özerklik ve rahatlama istiyorum derken, diğeri saklanma peşinde koşardı.
Sitemkar hayalet olmak aslında bir çığlıktı.
Bu çığlık "Kimse beni görmüyor/görmesin yoksa canım yanar" diye bağırken, görülmeme özgürlüğünü seçmek "Görülmeye acıkmıyorum, onay peşinde koşmuyorum; kendimle kalmanın hafifliğini seçiyorum" derdi.
Yorumlar