top of page

Günce 009 - Sonunda Hayalet Olmak Var

26 Ağu
3 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 1 Eyl

Okuma öncesi not: 

Yok.


Bugüne son günlerimi hatırlayarak başlamak istiyorum.


Birkaç gün önce, yoğun bir düşünme sonrası gelen çöküş, kendini ifade edemediği için bir şiiri aklıma düşürmüştü.

O tıklım tıklım tıkanmışlık, şiirin sayesinde birkaç damla göz yaşıyla akmıştı.

Akmıştı ama akıp gitti mi bilinmez. 

Bilinmez ama nedense o gözyaşı beni, dünki güncedeki o garip boşluk içerisine bırakıvermişti. Hem de bir anda.

Bu ani geçiş, bir boşalma ya da ambalajından onu yırtarcasına bir sıyrılma gibi olmuştu.

Duygusunu tam olarak bulamadığım için onu boşluk olarak tanımlamıştım.

Beni bu boşluğa hangi duygular sevk etmişti merak etmiyor da değildim.


Hadi biraz bakalım.


Burası görülme arzusu ve yoksunluğu ve sorumluluk alma isteğiyle başlamıştı.

Buna, yaşamın akışıyla birlikte öfke, öfkeyle gelen kusurlu hissetme hali, ve ardından ise nefret duygusu eşlik etmişti.


Bugün niyetim; önce nefreti kurcalamayı istemek olsa da sonradan bundan vazgeçtim. 

Bu, kendimi duygunun içinde kalmaya zorlamak olacaktı.

Halbuki bir nehir gibi akmak daha güzeldi.

Fakat ne kadar vazgeçsem de, nefretten sonra, nefretin beni nereye sevk ettiğini görmezden gelemezdim ama nefretin beni nereye sevk ettiğini göremedim.

Görsem nefretin içine girmeyi ister miydim bilmiyorum. Galiba istemezdim.

Eğilimim daha çok, nefretin işaret ettiği yere nasıl geldiğimi anlamaktı.

Eğer burada kendimi nefrete çivileseydim, bütünden uzaklaşma ihtimalimi artırabilirdim.

Önemli olan bütündü.

Önemli olan takılmadan ya da kaçmadan akmaktı.

Akmak ama, sorumluluklarını alarak akmak.


Dün aldığım sorumlulukluğun içinde yer alan şeylerden bir tanesi de tıkanabilirliği kabul etmek ve yazmaya devam etmekti.

Ve dünki sakin ve olduğu haliyle olan o bir günce çıktı ortaya.

Bu da bende bir memnuniyet yarattı, özellikle belirtmek istiyorum; tatmin değil, memnuniyet.


Sonra akışta da, sıradaki ağladığım kaydı yayınlamak vardı.

Bunu yapmayı asla istemiyordum.

Çünkü nefretime yaklaşımım sayesinde keşfettiğim ve pekiştirdiğim tutum, kendini burada göstermeye başlamıştı.


Tutum şuydu: nefret veya duygu bana "Onu, bunu, şunu yap" demiyordu, olabilecek tercihlerim veya alacağım kararlar için bana bir bilgi havuzu sunuyor, öngörü sağlıyor, alacağım kararları nedenselleştiribiliyordu. 

Bunu bir örnekle anlatmak daha güzel olabilir. 

Örneği nefreti tam anlayamadığım için bunun üzerinden veremem, fakat öfkeyi düşünebilirim.

Measela öfke bana hiçbir zaman direkt "Vur" demiyordu.

Vurduğunda sonuçları bu, öfkeni ifade ettiğinde sonuçları bu ya da mesafe koyduğunda da sonuçları bu olabilir diyordu.

Yani duygu bize davranışlarımızda "Bunu yaparsam ne olabilir" çıktılarını sunuyordu.


Bunları yazdıktan sonra akışa yani çöküşün ertesi günü adlı kaydı yayınlamaya döndüğümde "Bunu yaparsam ne olabilir" sorusunun cevabını alamıyordum.

Cevapsız kalma hali ben de müthiş bir kaygı yaratmıştı. Bu kaygı, yaşamanın getirdiği doğal kaygıdan çok daha farklıydı. 

Şiddeti 17 Ağustos depreminde hissettiğim korkudan bile büyüktü. Fakat ben devam etmek istiyordum.

Bütünü görme istediğim, kaygının peşinden gitmeme sebep oldu ve cevabını bilmediğim "Bunu yapsam ne olur" sorusunun açtığı belirsizlik alanına, kaydı yayınlayarak kendimi öylece bıraktım.


Bıraktım, bıraktım ama olmuyordu. 

Kaygı mı veya kaygı sonrası korku mu devam etti diye sorabilirsin.

Ben de öyle olmasını umdum.


Ama garip bir şekilde kendimi, kaydın dinlenip dinlenmediğini merak ederken buldum.

Bir süredir paylaşım yapıyordum ama henüz hiç etkileşimim olmamıştı. Bunu da pek dert etmiyordum, ta ki o kayda kadar.


Çöküşün ertesi günü kaydının beni sürüklediği durum buydu.

Yani onaylanma isteği.

Bu istekte bir şey yoktu, fakat kaygım bu isteği devasa bir büyüklüğe ulaştırmıştı.

Kaygım ise ondan daha büyüktü, çünkü en kırılgan halimi paylaşmıştım.


Sona geldiğimde bu günceyle bunları tanımlamak yazıya başlarken attığım başlığı düşündürdü bana. 

"Sonunda hayalet olmak var"

Bu başlıkta görülmemişliğe dair bir sitem vardı aslında. 

Şimdi ise dingin bir su gibi her şey.

Durumu veya duyguyu olduğu andaki haliyle sadece tanımlamak, suların durulmasına sebep oluyormuş.


Şu an sorun yok.

Hala hayalet olabilirim.


Son Yazılar

Hepsini Gör
Günce 024 - Bir Hüngürme Geldi

Okuma öncesi not: Yok. Kaynar su ile sol elimin parmaklarını yaktım. Hissettiğim acıyla hemen lavaboya koşup elimi suyun altında tuttum bir süre. Sonra acıdan uyuyamadım. Gece saat çok gecti. Modeli i

 
 
 
Günce 023 - Makineye İtiraz

Okuma öncesi not: Yok. Bugün aklımda bir şey yok. Sadece içimdeki boğulma hissi devam ediyor. Bugün kalemi, yazmış olmak ve sorumluluğumu yerine getirmek niyetiyle elime alıyorum. Bakalım gün neler gö

 
 
 
Günce 022 - Düşünmeden Nasıl Yaşanır Bilmiyorum

Okuma öncesi not: Yok. Kendimi oyaladığım bir gün geçiriyorum. Gerçekten hayat böyle mi akıyor? Bugün düşünmek adına birşey yapmadım. "Düşünmeye vaktim olmadı" denilen günler böyle oluyor herhalde. Ö

 
 
 

Yorumlar


Bana bir mesaj yaz ve ne düşündüğünü söyle <3

© 2035 by Train of Thoughts. Powered and secured by Wix

bottom of page